Beşikdağı Hakkında

Beşikdağı Hakkında

Beşikdağı, Beşikdüzü ilçesinin bir dağıdır.

Beşikdağının eşsiz bir manzarası vardır. Fiziki yapısı diğer dağlardan farklıdır. Beşikdüzü şehir merkezinden yürüyerek 60 dakikada zirveye ulaşılmaktadır. Araba ile 5-10 dakikalık bir mesafededir. Zirveye çıkıldığında her tarafında ayrı bir manzara vardır. Beşikdüzü, vakfıkebir, Şalpazarı ve İskenderliye bağlı 46 köyü aynı anda seyretme imkânı vardır.

2006 yılında Beşikdüzü Belediyesi tarafından turizme kazandırılmak amacıyla yolu yapılmış ve zirvesinde yapılaşma çalışmaları devam etmektedir. İkinci katı dönebilen bir restoranın yapılması planlanmaktadır. Ayrıca, çevresinde çay bahceleri yapımı inşaatı devam etmektedir.

Gelecekte Karadeniz bölgesinin önemli turizm merkezi olmaya adaydır.

İlk kez 2005 yılının Mayıs Ayının İkinci pazarında Karadeniz Teknik Üniversitesi, Beşikdüzü Meslek Yüksekokulu öğrencileri tarafından Beşikdağına bir yürüyüş düzenlenmiştir. Daha sonra 2006 yılının aynı pazarında ikinci yürüyüş düzenlenmiş ve dağın zirvesinde çeşitli etkinlikler yapılmıştır. 2007 yılının aynı Pazarında üçüncü yürüyüş ve etkinlikler yapılmıştır. Yürüyüşe çok sayıda öğrenci ve halktan katılım olmuştur. Gezi ile ilgili ayrıntılı bilgi için www.bmyo.edu.tr adresi ziyaret edilebilir.

İlk kez bu yürüyüşte, Beşikdağı’nın tepesinde “Elik Keçisi Efsanesi” yazılı halde çerçeve yaptırılarak, Beşikdüzü Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof.Dr.Kenan ÇELİK tarafından, İlçe belediye başkanı Mehmet Kalay’a makam odasına asılmak üzere verilmiştir. Her yıl Mayıs Ayının İkinci Pazarının Beşikdağı Şenlikleri olarak ilan edilmesi için girişimler sürmektedir.

Beşikdağ’nın adı ve Karaca söylencesi

Yaylacılığın canlı olduğu yıllarda, Gökçeköylüler yaylaya göçmüştür. Bir aile köydeki işlerini toparlayamadığı ve hazırlıklarını tamamlayamadığı için birkaç gün gecikmişlerdir. Toparlandıklarında hemen alelacele yola çıkarlar.

Ailenin, biri bir haftalık olmak üzere, dokuz oğlu vardır. Her biri yaylada kullanılacak eşyaları yüklenmiştir. Yükleri çok ağırdır. Sırtlarındaki ağır yüklerle saatlerce yürüdükten sonra ormanlarına çıkarlar. Hepsi çok yorulmuştur. Fakat hem yük hem de bir haftalık bebeği taşıdığı için anne daha çok yorulmuştur. Artık gidecek gücü kalmamıştır.

Daha fazla bu hâlde yola devam edemeyeceğini anlayan annenin aklına bir fikir gelir. Biraz tereddüt ettikten sonra kocasının kulağına: “Nasıl olsa yetişkin sekiz oğlumuz var. Ben bu çocuğu taşıyamıyorum. Şuracıkta bir ağacın kovuğuna bırakalım. Bu da olmayıversin.”der. Kocası önce kabul etmez. Fakat bakar ki olacak gibi değil. Karısının dediğini yapar. Bir ağaç kovuğu bulurlar. Küçük bebeği buraya bırakıp yollarına devam ederler, yaylaya çıkarlar.

Yaylayı o yıl bir salgın hastalık kasıp kavurur. Bu salgın hastalık genç ihtiyar demez, çok sayıda insanın ölümüne sebep olur. Bu ailenin sekiz yetişkin erkek evlâdı da ölenler arasındadır. Aile harap olur. Aynı yıl içerisinde dokuz çocuğu kaybetmenin üzüntüsü içerisinde çaresiz köylerine dönmeye karar verirler.

Dönerken ormana ulaştıklarında bıraktıkları en küçük çocukları akıllarına gelir. Oturup hem diğer çocukları hem de burada bıraktıkları bebek için feryat ederek ağlarlar. Sakinleşince: “Gidip bebeğimizin kemiklerini olsun görelim.” derler.

Karı koca bebeği bıraktıkları ağacın yanına yaklaşınca ağacın dibinden büyük bir kuş uçar. Bir keçi de yanında beklemekte. Anne: “Eyvah! Bebeğimi şimdi bu kuş yedi gidiyor. Keşke birkaç dakika evvel gelseydik.” der. Bu arada bebeğin ağlama sesini duyarlar. Koşarlar, bakarlar ki bebek yaşıyor. Hem de sağlıklı olarak. Hatta etlenmiş, butlanmıştır. Dünya anne ve babanın olur.

Hemen çocuğu alırlar. Sevinerek yola devem ederler. Fakat biraz önce çocuğun yanından kalkan elik keçisi bunların peşini bırakmaz. Feryat edip bağırmaktadır. Onlar ilerde keçi arkada köye kadar gelirler.

Keçiyi köyden uzaklaştıramazlar. Bakarlar olacak gibi değil. Bebeği beşikle birlikte bir dağın zirvesine çıkarırlar. Keçi gelip bebeği emzirir, sever, okşar, geri gider. Bir sonraki gün tekrar geri gelir. Aile de her gün aynı işi çocuk büyüyene kadar yapar. Çocuk büyüyünce keçi kaybolup gider.

Bu çocuk Bayraktar ailesinin devamını sağlar. Beşiği bıraktıkları yerin ismi Beşikdağı olur. Yakın zamanda Beşikdağı’nın eteklerinde yerleşim yeri kurulur. Beşikdağı’nın eteklerinde olduğu için buraya Beşikdüzü ismi verilir.

Yani Trabzon’a bağlı Beşikdüzü ilçesinin isminin alması bu efsaneye dayanmaktadır. (Bu konuda tafsilatlı bilgi için Gazi Ünv.Hacı Bektaşi Veli araştırmalarından alınabilir)

Beşikdüzü ve yakın bölgedeki Alevi kökenli Çepnilerde , elik keçisinin vurulmasının uğursuzluk getirdiğine inanılır. Halk elik keçisi vuranın iflah olmayacağını söylüyor. Hatta, bir kişinin elik keçisi vurduğunu, bir ay sonra da aynı tüfekle o kişinin oğlunun vurulduğunu anlatıyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir